Dün toplumda güven duygusunun, bağlarımızın zayıflamasından kaynaklandığından bahsetmiş, yeşertmek için ne yapabiliriz diye sormuştum.
Burada benim için adres sivil toplum kuruluşları, sorumluluk sahibi vatansever şirketler ve fikir önderleri. Zira idarenin ajandasında böyle bir gündem yok, gördüğümüz kadarıyla. Peki bu gruplar ne yapmalı, nasıl güven ortamının oluşumuna hizmet edebilirler?
İşin aslı fikir üretmeyle, “doğruları söylemekle” güven oluşmuyor. Eylemle pekiştirilecek 5 temel alan çıkardık, başlıklar malum zeka’dan, açıklamalar benden:
Kurtarıcı lider değil şeffaf yönetim
Karar süreçlerinin açık, kaynak kullanımının izlenebilir olması, yani kimin yönettiğinin değil nasıl yönetildiğinin önemli olması. Açık Açık Derneği gibi inisiyatifler çok değerli.
Hata yapmanın normalleşmesi
Hata yaptığını söyleyenin itibar kaybetmediği bir ortam. Gerçeğin saklanmadığı, başarısızlığın anlatıldığı, hataların paylaşıldığı bir ortam. Buna şirketler öncülük edebilir. Önce tabii kendi içlerinde ardından başarı hikayeleri kadar başarısızlık hikayelerinin nasıl değerlendirildiği anlatılabilir.
Küçük işbirliklerinin yüceltilmesi
Beklentimiz hep büyük; devrim, sistem değişimi vs. Ama rakip partiden iki belediyenin ortak işi, farklı görüşten insanların birlikte ürettikleri küçük projeler, yani pratiğin ideolojiyi aştığı, ezber bozduğu durumlar.
Tanımadıklarına zarar verme!
Küçük kamusal davranış kampanyaları, en basitinden otobüse metroya sırayla binilmesi, sıraya kaynak yapılmaması, çoğu kişi aslında kurallara uyuyor mesajının verilmesi. Sosyal medyayı böyle amaçlar için akılcı yollar bulmanın zamanı gelmedi mi, böyle kampanyaları teşvik edip ödüllendirsek ya, 100 CEO seçeceğimize!
Güvenin romantik değil rasyonel olduğunu anlatılması
Güvenmek saflık değildir, maliyeti düşürür, inovasyonu artırır, ekonomik büyümeyi hızlandırır. Güven iyi hissettirdiği için değil işe yaradığı için önemlidir. Bunu yine en basit düzeyde şirketlerde yeşertmemiz lazım. Sorumlulukla motive etmek lazım çalışanları, ipleri iyice gererek değil.
Bunların hiçbiri kolay değil ama sivil toplumun ve tabii onun destekçisi vatansever şirketlerin görevi Türkiye’de alışılmışın dışında çalışan başarılı mikro sistemler kurmak ve çoğaltmak. Çünkü iyi örnekler de bulaşıcıdır!
Başka bir deyişle, kriz zamanında başardığımız işbirliğini modellemek ve yaymak.
Belki ilk adım eğitim alanında olmalı ve şu özel okul sistemini sivil toplumun desteklediği devlet okullarına dönüştürmekle başlamalı, ne dersiniz? (Çocuğu özel okuldaki bir arkadaşım okulun gelecek yıl zammını %8 seviyesinde tuttuğunu söyledi, şaşırmış ve memnuniyetle karşılamışlar. Demek paçalar tutuşuyor, çanların kendileri için çaldığını nihayet anlamışlar).





