İzmir Türkiye’nin Palo Alto’su olabilir mi?
Kitap kulübümüzün yıllık geleneksel İzmir buluşmasını gerçekleştirdik.
Kitap Kulübümüz 68inci buluşmasını geçen hafta yapmıştı. Altı yılı bitirmeye yaklaşıyoruz. Neredeyse ilk günden bu yana bizimle olan arkadaşlar var. Onlardan bazılarının da katılımıyla yine güzel Alsancak’ta buluştuk. Aramızda doğma büyüme İzmir’li, Urla’lılar olduğu gibi, İzmir’e “iltica” eden İstanbul ve Ankaralı’lar da vardı. 😄
Ben Ankara doğumluyum ve doğumdan 7 yaşına kadar, sonra da üniversite yıllarında Ankara’da yaşadım. Arada ise ilk, orta, liseyi İzmir’de okudum. Bana üniversiteden mezun olduğumda sorsaydınız, en güzel (çocukluğun gamsız yılları ile ilk gençliğin, özgürlüğün hüküm sürdüğü üniversite hayatı) yıllarımın Ankara’da geçtiğini söylerdim. Hatta Ankara’dan ayrılmayı da düşünmediğimi eklerdim. Tabii ben plan yaparken kader bana gülüyormuş. Bırak Ankara’da kalabilmeyi İstanbul’da bile tutunamadım ve iş hayatı beni ardı ardına 20 yılda 5 ülkeye savurdu.
Ben ancak otuzlarımda, önceden fazla kaygısız ve rahat bulduğum, İzmir’in kıymetini anladım. İnsanlar hem çalışıyor hem de hayatın keyfini çıkarıyorlar. Bir saat mesafede birbirinden güzel ve kendine has özellikleri olan sayfiye yerleri. İstanbul gibi kızgın boğaların dört döndüğü değil, insanın yüzüne gülen hatta kahkaha atan bir memleket.
İşte sohbetimizde de konu dönüp buraya geldi. Acaba İzmir’liler biraz daha işlerini ciddiye alsalar, biraz daha iddialı olsalar, bu güzel topraklar daha fazla artı değer üretmez miydi? Konu ciddiye almamak mı, yoksa yaşamın hakknı vermek veya bir kültür meselesi miydi?
18.yy başında İzmir’in Doğu Akdeniz’in (Levant) tartışmasız en önemli ve en büyük ticaret limanı iken New York’un henüz gelişimini tamamlamamış bir koloni limanı olduğunu hatırlattı bir arkadaşımız. Bugün iki şehir arasında bir kıyas yapmamız çok zor öte yandan İzmir’in San Fransisco körfezinde ve yanı başındaki bağlarıyla bir Palo Alto gibi olması ihtimalini konuştuk. Ama bu “katma değer” peşinde koşan İstanbul’luların İzmir’lerin huzurunu kaçırması da ihtimal dahilinde gözüküyordu anlaşılan. 😆
Hepimizin İzmir’i ne kadar sevdiği ve bir orta yol bulabileceğimiz inancıyla online toplantıların yanı sıra ayrı ayrı da tekrar yüz yüze bir araya gelme dileğiyle ayrıldık. Kitap kulübünün her buluşmasından sonra kitapların böyle renkli ve nitelikli insanlarla bizi bir araya getirdiği için ne kadar doğru bir alışkanlık edindiğimizi düşünüyorum.
Peki siz ne dersiniz bu İzmir’in potansiyelini açığa çıkarma konusunda, aramızdaki “öz be öz” ve “sonradan olma” İzmir’liler? 😄







