Melda‘nın onca yıllık eğitiminden ve deneyiminden damıttığı bu güzel fikir şölenini kaçırmayın diye paylaşıyorum.
Melda diyor ki, tarih bize şunu gösteriyor:
“İnsan, önce araç yapar.
Sonra o araca uyum sağlar.
Sonra o aracı normalleştirir.
Sonra o araç, insanın ne olduğunu yeniden tanımlar.”
Hemen aklıma otomobiller geldi. Ford’a göre kendilerine sorulsa “daha hızlı at” isteyecek insanlar bir otomobil almak için sıraya girdiler. Sonra sadece siyah renkte gelmeleri de yetmedi. Sonra araba bir statü haline geldi. Lüksünün, lüksü yapıldı. Hızlısının, hızlısı yapıldı. Araba yarışları yapılmaya başlandı. İşi araba sürmek olan insanlar türedi. İnsanlar sadece yarışanları izlemek için tribünleri doldurdu. Şampanyalar patlatıldı…
Gerçekten kendimizi yeniden tanımlamakta üstümüze yok. Arabasını uzaya gönderen bile var aramızda onu unuttum.
İnsanı insan yapan şeyleri bırakıp, bırakmadığımızı düşünmemizi istiyor Melda.
Tekrar etmekten bıkmadığım sinirbilimci Antonio Damasio’nun sözünü düşünüyorum;
“Bizler hisseden düşünme makinaları değiliz, düşünen hissetme makinalarıyız.” demişti, sonuna kadar katılıyorum.
İnsanı düşünme makinası sanan varsa, yapay zekanın bizi bitireceğine inanmaları doğal. Ama biz hissetme makinalarıyız. Düşünmeyiveririz gerekirse, pardon gerekmezse.
Hissetme tarafını yapay zekaya kaptıracağımızı sanmıyorum. Gerçi yapay zekaya aşık olanlar da var, önceki cümlemden o kadar emin değilim şimdi. Ama yani onlar için bir şey yapamayız, taşa da aşık olabilir insan isterse. Belki kendilerini seviyorlardır, makineyi sevmek isterken…
Lafı çok dolandırdım; insan yine oyalanacak bir şey bulur kendine. İşimizi elimizden alacakmış, alsın lütfen, niye sıcak yatağımızdan kalkıp yola koyuluyoruz ki sabahın 6’sında, gecenin bir karanlığında toplantılardan, sunumlardan, e-postalardan, raporlardan tükenmiş olarak evimize dönüp, başka ekranların karşısına geçmek için?
Mesele işimize ne olacağı değil hayatımızı adadığımız kariyerlerden, şehirlerden, seyahatlerden, mal ve mülkten vazgeçip geçemeyeceğimiz ve yerine neyi koyabileceğimiz. Sonu gelen bunlar çünkü!
Hala aile, çoluk-çocuk ve arkadaş sahibi olabiliriz, onları sevebiliriz. Bunun başka bir yolunu bulabilecek miyiz? Ha, nefes alacak bir hava, içilebilecek su ve yenilebilecek bir şeyler olduktan sonra tabii…





