Ağ kurmayın, bağ kurun

Dün akşam Sevgili Erdal Uzunoğlu’nu JUSTWork’teki etkinliğinde dinledim. Bu onu sahnede ikinci izleyişim sayılır. Pek az insanı dinlerken anlattıklarını bu kadar içselleştirdiğini hissediyorsunuz. Erdal ezbere konuşmuyor, ne konuştuğunu biliyor. Dinleyicilere sorduğu bir soruya aldığı yanıtla başka yollara sapıyor ama gelip aynı erdem meydanına çıkıyor.

Erdal ifadesini sevmediği networking’i anlatıyor. “Ağ kurmayın bağ kurun” diyor ama yine bu evrensel terimden kurtuluş yok. Hepimizin aklına kartvizitleşme sahneleri geliyor (o da artık çevirmeli telefon gibi kaldı, ben yanımda taşımıyorum bile, 5 yıl önce bastırdığım kartvizitler dolapta kaldı) ama terimin herkeste hemen hemen aynı algıya karşılık geliyor; insanların birbirlerine (daha çok da kendilerine) iş paslaması için girişilen bir faaliyetin adı. Bu “fırsatçılık” algısı çoğunluğa itici geliyor.

Erdal’ın anlattığı networking ise, yersiz ve zamansız bir ilişki kurma biçimi. Yolda, parkta, asansörde, restoranda mindful olma, insanların içini görme ve eyleme geçme hali. Sanki insanların ihtiyaçları ve sunabilecekleri hakkında duyduklarını, gördüklerini aklında envai şekilde yapboz parçaları gibi kodluyor, sonra birbirine uyan parçaları önce aklında sonra hayatta bir araya getiriyor. Bundan müthiş keyif alıyor, dün akşam buna şahit oldum. Adeta Noel Baba’nın hediyelerini yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ağacın altına bırakıp ayaklarının ucuna basarak uzaklaşması gibi, bir gruptan öbürüne akmasını gözlerimle gördüm.

Açıkçası onun anlattıkları bana hiç aykırı gelmiyor. Ben de insanların yaşına, ünvanına, menşeine bakmadan onlara hitap ederim, başka türlüsünü ailemden görmedim. Kibirden nefret ederim. Ben de yardım istendiğinde elindeki işi bırakanlardan, yolunu değiştirenlerdenim. Ama onun gibi de size yaptığı iyiliği, asıl sizin ona iyilik yaptığınıza iddia etmeye vardıranını görmemiştim.

Sizinle hayaller kurmakla kalmayıp o hayalleri fethedecek donanıma ve “beşeri” sermayeye sahip birini tanıdığıma çok mutluyum. Kendisinin dediği gibi o çok zengin biri, Ferrari’li değil ama motorsikletli bir gönül ve insan zengini.

Madem öyle, Sertaç Doğanay’a bir selam ve teşekkür sarkıtalım, bu tanışmaya da vesile olduğu için. 😊

Tartışmaya katılın