Seçmece var mı?

Sebze ve meyve hasatında ürünlerin yaklaşık üçte birinin tarlada, bahçede kaldığını okumuşsunuzdur. Sebebi ürünün görünümü nedeniyle tüketicilerin standartlarını karşılamayacağının kabulü.

Geçen yıl bir haber paylaşmıştım, Yeni Zellanda’lı üreticilerin dolu vuran elmalarını “en iyi meyvelerimiz haşin tabiat tarafından öpüldüler” sloganıyla satışa sunduğunu anlatan. Akıllı bir manevrayla onca mamul israftan veya ucuza meyve suyu üreticilerine gitmekten kurtulmuştu.

Geçtiğimiz günlerde de İngiliz perakendeci Lidl (biliyorum Lidl Alman asıllı, ama bunu yapan İngiltere şubesi) yaş meyve ve sebze üreticilerine bir mesaj göndermiş ve yaşanan yüksek sıcaklıklar ve düşük yağış nedeniyle standarttan uzaklaşan ürün kabul beklentilerini gevşettiklerini duyurmuş. Aynı zamanda da diğer perakendecilere kendilerine bu inisiyatifte katılmaya çağırmış.

Nereden nereye savruluyoruz; biz çocukken sebze meyve çoğunlukla pazardan, bazen de manavdan alınırdı. Türkiye’nin nüfusu bugünkünün yarısı kadardı. Sonra artan nüfusla, kentlere göçle, marketler boy göstermeye başladı. Baktık ki daha muntazam gösterişli sebzeler meyveler marketlerin ışıl ışıl raflarına çıkmaya başladı, sonra anlaşıldı ki gösteriş pahasına sağlıktan, doğallıktan uzaklaşıyoruz.

Keşke mahsülün 1/3’ü atılacağına, belki daha az ilaçlamayla daha az ürün çıksa ve tabii daha bilinçli tarım teknikleri kullanılsa, biz de görünüşüne değil lezzetine ve sağlığına parayı versek, değil mi?

Haberin kaynağı: Trendwatching

Tartışmaya katılın

1 yorum
  • Urla Barbaros Köyüne sürdürülebilir dijital tarım 4.0 anlayışını getiren Ali Rıza Bey bu anlamda önderlik ediyor. Kesinlikle tarım ilaçlarına dokunulmadan bulut üzerinden kontrol edebildiğiniz tarımda elde edilen rekoltede neredeyse başabaş noktasına gelmiş durumda.