Kendini bilmeyen iki kişi

İlki bir havayolu çalışanının Kadir Gecesi’nde yaptığı densiz paylaşım ve firmanın kamuoyu duyurusu. Ben olsaydım resimdeki açıklamayı yayınlardım.

Diğerini de ertesi akşam bizzat yaşadım, Efes’in maçından Marmaray ile dönerken.
Başım önümde telefonuma bakıyorum. Yanıma bir genç oturdu arkadaşı da ayakta duruyor. Yüzlerine hiç bakmadım ama seslerine göre 30’larının başındalar. Konuşmaya başladılar; Marmaray nasıl yapılmış, denizin altından mı, toprağın altından mı derken konu ilk projenin Sultan Abdülhamit’e ait olduğu, bazı insanların böyle bir projeye dahi karşı olduklarına geldi. Oradan da hız kesmeden ülkede eğitimin ne denli bozulduğuna, bir ülkeyi perişan etmek istersen eğitimini bozmak gerekitiğine, zaten talim terbiye’de dört İngiliz’in çalıştığına ve onların eğitimi mahvettiklerine, son olarak öğretmenlerin yüzde birinin hatta belki de binde 3-4’ünün nitelikli olduğuna gerisinin mesai doldurduğuna gelmişti ki, solumdaki bey lafa girdi. Ben 55 yaşında bir öğretmenim, öğretmenler hakkında böyle ileri geri konuşamazsınız dedi, ama gayet ustruplu, efendice, net ama kışkırtmadan. Ayaktaki zat, ki bu diskurun sahibi, hemen “ben hepsi mi dedim”le savunmaya geçti. Öğretmen bey haliyle bu savunmayı dikkate almadı, sözüne dikkat etmesini ve geri almasını istedi. Ayaktaki, ısrarla sözünden dönmeden kendisinin de iki üniversite mezunu olduğunu da ekleyerek iddiasını sürdürdü. Ben normalde ne sosyal medyada ne de hayatta böyle tartışmalara girmem. Çünkü ayaktaki gibi bu yaşa gelmiş ve kendine çelik gibi sağlam bir kafa tutarlılığı oluşturmuş biri ile söz dalaşına girmenin olası tatsızlıkları bir yana hiçbir faydasının olmayacağını biliyorum. Ancak bu kez sessiz kalamadım çünkü ayaktaki zat terbiye sınırının ve tahammülün dışına çıkmaya başladı. Kendisine susmasını ve düşüncelerini kendisine saklamasını söyledim, öğretmen beye de sakin olmasını böyle insanlara maalesef birşey anlatamayacağını çaresizce telkin etmeye çalıştım. Baktım öyle olmayacak ayaktakini ben muhatap almaya karar verdim; dört İngiliz’in işinin orada ne olduğunu, nasıl bu kadar güçlü bir idarenin, devletin onları orada tuttuğunu, kolladığını sordum, “anlaşmalar var herhalde” şeklinde geveledi. Etraftan da destekleyici sözler geldi ayaktaki pek de geri adım atmadı ama en azından öğretmen beyi aradan çıkarmış olduk, sonra durağıma geldik, indim.

İki olayın kahramanlarının (paylaşımı yapan ve ayaktaki zatın) ortak noktası bence kendini ifade etmenin garip bir yolunu tercih etmeleri. Neden insan kendini karşıdakine referansla ifade eder? Ben öyle değilim! Biz sizden değiliz!

Sen kim olduğunu, bu hayatta neden var olduğunu bul ve sonra olmak istediğin insan olmaya çalış! Başkasını neden karıştırıyorsun? Başkasını karıştırmamayı öğrenmenin en iyi yollarından biri de daha fazla empati herhalde, hayata başka pencerelerden bakmayı başarma.

Eğitim sırf bu ikisini becerse (kendini tanıma ve empati) bence sorunumuz kalmayacak

Tartışmaya katılın

Okumaya devam edin