Foto: Elnaz Asadi / Unsplash

Kararlarınıza ne etki ediyor? (Heinz ikilemi)

Amerikalı psikolog Lawrence Kohlberg çocuk gelişimi üzerinde önemli çalışmaları bulunan İsviçreli psikolog Piaget’nin çalışmalarını baz alarak yıllar içinde ahlaki muhakeme yeteneğimizin nasıl değiştiği ile ilgilenmiş. İnsanların neyin doğru neyin yanlış olduğuna nasıl karar verdiğini öğrenmek istemiş.

Bu alanı keşfetmek için, farklı yaş gruplarındaki erkek çocuklara (Heinz ikilemi olarak da bilinen) ahlaki bir ikilem içeren bir hikaye okunuyor.

Evet, duyarlı bakışlar kaçırmadı, bu Kohlberg’in araştırmasının eleştirilen bir yönü; neden sadece erkek çocuklar? Bence de yanlı bir bakış açısı genelleme yapmak için. Ama bunu bir an için göz ardı edelim; siz hikayeyi okuduğunuzda, acaba hangi yanıta kendinizi daha yakın hissediyorsunuz. Dilerseniz yorum olarak yazın veya istemezseniz yazmayın, ben de bu akşamüstü size olası yorumları paylaşayım, ne dersiniz? 😉

Hikayede, Heinz isimli bir adamın eşi ölümcül bir hastalığa yakalanıyor. Doktorlar çok yeni ve kesin sonuç veren bir ilaçtan bahsediyorlar. Şans eseri bu ilacı yerel bir eczacı yapıyor ve 200 dolara mal ediyor, ancak 1000 dolara satıyor. Heinz’ın o kadar parası yok ve borç harç 500 dolar toplayabiliyor. Eczacıdan fiyatı düşürmesi için yalvarıyor ama eczacı bu keşfini ucuza vermeyi reddediyor. Heinz’ın parayı en kısa zamanda bulma ümidi yok ama beklerse karısı ölecek, o yüzden ilacı çalmayı düşünüyor. Heinz sizce ne yapmalı?

1️⃣ Heinz ilacı çalmamalıdır, çünkü sonuç olarak hapse atılır, bu da kötü bir insan olduğu anlamına gelecektir.
YA DA
Heinz ilacı çalmalı çünkü ilaç sadece 200 dolar değerinde olmasına rağmen eczacı çok daha fazlasını istemiş; Heinz bedelinin üstünde para ödemeyi bile teklif etmiş ve sadece ilacı istiyor başka bir şey çalmıyor.

2️⃣ Heinz ilacı çalmalı çünkü hapis cezası almak zorunda kalacak olsa bile karısını kurtarırsa çok daha mutlu olacaktır.
YA DA
Heinz ilacı çalmamalı çünkü hapishane berbat bir yerdir ve karısının ölümünden çok onu hapishane mahvedecektir.

3️⃣ Heinz ilacı çalmalı çünkü karısı ondan bunu bekler; O iyi bir koca olmak ister.
YA DA
Heinz ilacı çalmamalı çünkü çalmak kötüdür ve o kötü biri değildir; Yasaları çiğnemeden elinden gelen her şeyi yapmaya çalıştı, onu suçlayamayız.

4️⃣ Heinz ilacı çalmamalı çünkü çalmak yasadışı bir eylemdir.
YA DA
Heinz karısı için ilacı çalmalı, aynı zamanda suç için öngörülen cezayı almalı ve eczacıya borcunu ödemelidir. Suçlular yasalara aykırı davranarak etrafta gezemezler; eylemlerin sonuçları vardır.

5️⃣ Heinz ilacı çalmalı çünkü yasalar ne olursa olsun herkesin hayatı seçme hakkı vardır.
YA DA
Heinz ilacı çalmamalı çünkü bilim adamının adil tazminat hakkı var. Karısı hasta olsa bile, bu onun hareketlerini doğru yapmaz.

6️⃣ Heinz ilacı çalmalı, çünkü bir insan hayatını kurtarmak başka bir kişinin mülkiyet haklarından daha temel bir değerdir.
YA DA
Heinz ilacı çalmamalı, çünkü başkalarının da ilaca çok ihtiyacı olabilir ve yaşamları da aynı derecede önemlidir.

Herşeyden önce şunu hatırlatayım, ben psikoloji eğitimi almadım ama çok meraklıyım yıllardır okuyorum ve anlamaya çalışıyorum. Yani bu benim uzmanlığım değil okuduklarımı paylaşıyorum, bilenlerden öğrenmeye hazırım.

Kohlberg, katılımcıların Heinz’in ilacı çalmasına taraf ya da karşı olması ile ilgilenmemiş, böyle bir karara nasıl ulaştıklarını öğrenmekle ilgilenmiş. Bir seçimi onlar için doğru ya da yanlış yapanın ne olduğunu bilmek istemiş.

Hatta şöyle sorular da sormuş: Heinz karısını sevmeseydi bu bir şeyi değiştirir miydi? Hasta karısı degil de bir yabancı olsaydı, bir fark yaratır mıydı? Kadın ölürse polis eczacıyı cinayetten tutuklamalı mı?

Şimdi kendi karar verme süreçlerinizi göz önünde bulundurun. Kararlarınıza ne rehberlik ediyor? Öncelikle kişisel refahınızla mı ilgileniyorsunuz? Başkalarının kararınız hakkında ne düşüneceğine göre seçim yapıyor musunuz? Yoksa başka ilkelerle mi yönlendiriliyorsunuz? Bu yaklaşım ne ölçüde sahip olduğunuz kültür tarafından yönlendiriliyor?

Kohlberg’e göre yaşa göre ahlak anlayışında belirli aşamalardan geçiyoruz. Gelişimi üç döneme ayırıyor ve her dönemde iki aşama var (toplamda 6 yapıyor). Tabii burada eleştiriler var herkesin illa son aşamaya kadar gidemeyebileceği, bunun her topluma empoze edilmesinin doğru olmadığı gibi gibi…

Gelenek öncesi dönemde kendine dönük bir bakış var.
Birinci aşama (itaat): Dikkat eylemlerin direkt sonucuna yöneliyor. Temel kaygı cezadan kaçınmak için kurallara uymak
İkinci aşama (kişisel çıkar): Bu aşamada dikkat biraz daha “benim bundan çıkarım ne” üstünde. 

Gelenek dönemi dışarıdan gelen bakışa (sosyal kabul) önem veren bir evre.
Üçüncü aşama (uygunluk): Dikkat toplumun onay verdiği alana yöneliyor, kişi dışlanmak istemiyor.
Dördüncü aşama (kanun ve düzen): Dikkat toplumsal düzenin korunmasına yoğunlaşıyor. Toplumun işleyişi için kanun ve kurallar gerekli görülüyor.

Gelenek ötesi dönem yasalara yansımamış olabilen, sosyal normların dışında daha üst, evrensel bir ahlak anlayışına karşılık geliyor. Yasalar her zaman herkesin yararına değildir anlayışı var.
Beşinci aşama (sosyal sözleşme yönelimi): İnsan herşeyin siyah ve beyaz olmadığını farkediyor. Çoğunluğun yararı kişisel yararın üstünde tutuluyor.
Altıncı aşama (evrensel insan etiği): Kişi empatiyle başkalarının gözüyle bakabiliyor, burada kişi yasa dışına çıkmayı göze alabiliyor. Odak doğru işi yapmakta, kişisel yaptırımları ne olursa olsun.

Yetişkin insanların büyük çoğunluğunun 4.evrede olduğu söyleniyor. Bu testi kendime yaptığımda itiraf edeyim ben de orada hissettim kendimi. Ama açıklamaları okuyunca 6’da olduğuma bahse girebilirdim 😄
Ne ilginç değil mi?

Öte yandan etrafımıza baktığımızda Türkiye’de insanların nerede toplandığı beni epey düşündürüyor. Ne yaşadık da biz büyüyemiyoruz?

Kaynak makale: https://courses.lumenlearning.com/wm-lifespandevelopment/chapter/kohlbergs-stages-of-moral-development/

Tartışmaya katılın

3 yorum

Okumaya devam edin