Kaybet/Kaybet

Hafta başında yaklaşık bir yıldır ertelediğim bir işi yaptım. Türk Telekom’un Bölge Müdürlüğü’nü ziyaret!

Eskiden telefonlar evin demirbaşı gibiydi, sabit telefonsuz ev kalmamıştı, hatta Nielsen Medya’da 1993’te televizyon ölçümü (reyting diyeyim) yaparken evlerden veri toplamak için sabit telefon hattını kullanıyorduk. Ev halkının seyrettiği kanalların bilgilerini depolayan cihaz merkezden gece yarısı aranıyor (telefonu çaldırmadan tabii) cihaz devreye girip telefona cevap veriyor ve tüm veriyi aktarıyordu. Ama temsiliyet gereği evinde sabit telefon olmayan evlere çaktırmadan telefon hattı çektiriyorduk şirket adına, %2-3 gibiydi yanlış hatırlamıyorsam. Niye çaktırmadan, çünkü evlerine telefon girerse davranışları değişir, o zaman da telefonsuz bir haneyi yansıtamaz. Acayip matrak hikayelerimiz var onu başka zaman anlatayım.

O zamandan bu yana HES’lerden çok su aktı, sabit telefonun hala çoğu evde olduğunu tahmin ediyorum ama nasıl çaldığını bile unuttuk.
TürkTelekom’un sabit hattı da internet hattına bağladığını öğrendiğimden beri tamamen anlamını yitirdi benim için. Allah muhafaza bir afet durumunda cep telefonları, internet kesilirse sabit telefon da gidecek, ne anladım ben ondan!

Yine epey sonra elim gidip telefonu çağrı merkezinden iptal ettireyim dedim. Israr-kıyamet “6 ay kapatalım, siz değerlendirin hala isterseniz o zaman kapatalım” dediler, peki dedim, omuz silkerek. Tabii 6 ay geçti ben yine aradım, kapatın istemiyorum diye, Bölge Müdürlüğü’ne müracaat edeceksiniz dediler. E-devlet de oluyormuş ama onu da epey kurcaladım beceremedim. Tabii araya yaz girdi, pandemi hiç çıkmadı. Nihayet bu Pazartesi gittim Kadıköy Boğa’nın karşısındaki sarı binaya. 5 dakika falan sıra bekledim, o sırada personelin koşar adımlarla odadan odaya girip çıkıp iş gördüklerine de hayretle şahit oldum. Gayet kibar bir şekilde 5 dakikada pek ala dijitalde halledilecek bilgileri aldılar, yine ben otururken odadan odaya trafik ve iki sayfa evrak verdiler, imzaladım. “Sizi yine ikna etmek için arayacaklar” dediler. “Bu kadar mı?” dedim, “bu kadar” dediler, çıktım.

Türk Telekom ne kazandı benden? Onca yıl beni uyandırmadan aldıkları sabit telefon aboneliğine ek olarak üç beş ay daha tokatladıkları para. Ne kaybettiler? Ömür boyu onlardan hiçbir hizmet almayacağım gibi, memlekette fırın kalmasa tek ekmeği TürkTelekom üretse, ekmek bile almayacağım.

Başka türlü nasıl olabilirdi bu hikaye? Ben ayrılırken mesela bana herhangi bir açık alanda bir kereliğine kullanacağım bilmem kaç GB’lık bir internet paketi hediye etselerdi, ya da başka bir dijital ürün, herhangi birşey. Bende kalan güzel biten bu deneyim olur ve kapım TürkTelekom’a gelecekte de açık olabilirdi. Ölmekte olan bir servisi başka bir iş fırsatına çevirebilirlerdi. Bunu düşünmek bu kadar mı zor, neredeyse hiçbir maliyeti olmayan bir şey verecek (ki kullanılacağı bile garanti değil) basireti neden göstermezler? Aklım gerçekten almıyor memleketteki müşteri ilişkileri yönetimini.

Tartışmaya katılın