Kadın Milli Voleybol Takımı’nın başarısı hepimizi gururlandırdı.
Yorumlara ve yansımalarına bakıyorum. TSK’dan şirketlere herkes bu başarıdan taşan gururdan nasiplenme yarışında.
Sosyal medyada Filenin Sultanları ismine tavır koyarcasına Atatürk’ün Kızları diyenler de var.
Bence Atatürk’ün kızı veya oğlu olmak kadar büyük bir övgü olmazsa da, böyle bir ayrıştırmayı doğru bulmuyorum. Futbol Milli Takımı’ndaki çocuklar Atatürk’ün Oğulları değil mi? Bu başarıyı sahiplenme, sahiplendirme yerine bu başarının nasıl elde edildiğine odaklansak daha iyi olmaz mı? Millileri kutlamanın yanı sıra ülkenin spor yönetimine bunun üstüne baskı kursak, bunu dillendirsek daha doğru olmaz mı?
Futbolda bunca kaynağa, bunca ilgiye rağmen sonuç elde edememenin hesabını da bir avuç gençten sorma yanlışından da dönmüş oluruz böylelikle. Nasıl ki kadın voleybol millilerimizin başarısı birkaç nesilde doğru atılan adımların, teknik ekip ve yöneticilerin eseriyse, dünyanın (FIFA) 22inci sırasında olarak gidilen bir turnuvada alınan sonuca da daha gerçekçi yaklaşabiliriz.
Ödül tarafına gelince oyunculara villa vadetmek de doğru değildi bence. Ama umarım kadın millilerimiz de emeklerinin karşılığını kanunda şeffaf ve adil olarak belirlenecek ve duyurulacak (tüm spor dalları veya Olimpiyat şampiyonları için olduğu gibi) ödül, bunun yanı sıra sponsorluk, reklam gibi ek gelirler ve ülke voleyboluna uzun yıllar hizmet ederek alma imkanı bulurlar. Bunun planlamasının ve hazırlığının yapılması da yönetimin bir görevi tabii.
Yorumlara daha önce de birkaç kez paylaştığım eski milli voleybolcu, eski voleybol federasyonu başkanı ve eski Milli Olimpiyat Komitesi başkanı Ahmet Gülüm ile beş yıl önce yaptığımız söyleşinin linkini bırakıyorum. Filenin Sultanları’nın estirdiği rüzgarın hikayesini bir de kendisinden dinleyin.
Not: Görseli yapay zeka ile temsili olarak oluşturdum, oyuncuların ve sizin affınıza sığınarak.





