Size üç yaygın yanılgıdan bahsedebilirim:
❌ “Yaratıcılık serbest düşünmektir, sınırları yoktur.”
✅ Sınırlamalar yaratıcılığı artırır.
“Bana sıkı bir brief’in özgürlüğünü verin,” der reklamcılığın duayeni David Ogilvy. Zorluk ne kadar iyi tanımlanırsa, çözüme o kadar yaklaşırız.
İyi bir problem tanımında bir gerilim vardır: Bir ihtiyaç tarif edilir ama bu ihtiyacın özünde çoğu zaman derin bir duygusal ya da sosyal beklenti yatar.
Problem tanımlamada en sık yapılan hata ise belirtiyi sorun sanmak.
Örneğin toplantı deneyimini yeniden tasarlamak istiyorsak, 5 saat süren bir toplantının çözümü toplantıyı kısaltmak değildir. Asıl mesele; karar almayı zorlaştıran, insanları karar almaktan alıkoyan nedenleri anlamaktır. Ancak bu nedenleri kavradığımızda yaratıcılık devreye girebilir. Aksi halde ezberler konuşur: “Toplantıları yarım saate indirelim”, “Ayakta yapalım” vb.
❌ “Yaratıcı olmak için ilhama ihtiyaç var.”
✅ Yaratıcılık, ilhamdan çok tekrar eden sistemler ve disiplinli pratiklerin sonucudur.
Meşhur yaratıcıların ritüelleri bu yüzden anlatılır:
Haldun Taner’in her sabah 20 sayfa yazması,
Haruki Murakami’nin gün doğmadan yazıp öğleden sonra koşuya çıkması,
Maya Angelou’nun kendini bir otel odasına kapatıp sadece yazıya odaklanması,
Beethoven’ın uzun yürüyüşleri,
Kant’ın dakikliğiyle meşhur günlük yürüyüşleri…
Bu örnekler bize disiplinin, motivasyonun da ilhamın da önünde olduğunu söylüyor.
Yaratıcılığı artırmak için bir provokasyona ihtiyaç var; bunun için de SCAMPER, analoji kurma gibi pek çok fikir geliştirme tekniği kullanıyoruz.
❌ “Yaratıcılık yalnızca ‘doğru kişilerin’ işidir.”
✅ Yaratıcılık bir ekip sporudur.
Biz çalıştaylarda “en iyi fikri” değil, kolektif fikri ararız. Çünkü katkımız olmayan bir fikri sahiplenip uygulamak zordur. Yapay zekâ konusunda da benzer bir çekincem var: Önerilerini faydalı buluyorum; fikirlerimi çeşitlendirmeme ve netleştirmeme yardımcı oluyor. Ama hiçbir çıktıyı olduğu gibi alıp kullanmıyorum. Bana ait olmadığını bildiğim için mi bilmiyorum; sahiplenemiyorum.
Bir de şu yanılgı var: Yaratıcılığı bir yetenek etiketi sanmak.
“Ben yaratıcı değilim” diyenler, kendilerinden tek başlarına parlak fikir üretmeleri beklendiğini düşünüyor. Oysa yaratıcılık çoğu zaman büyük sıçramalar değil; doğru soruyu sormak, küçük iyileştirmeler yapmak ve başkasının fikrini bir adım ileri taşımaktır.
Siemens Türkiye’ye NGL Programı kapsamında, Sabancı University Executive Development Unit (EDU) aracılığıyla iki gruba “Yaratıcı Düşünme & İnovasyon ile Yenilikçi Çözümler Tasarlamak” başlıklı eğitimleri verdim.
Yaratıcılık “havaya girmeden” kolay değil; ama biraz uçup kaçmayı, kalıpların dışına çıkmayı denedik. Küçük deneyler tasarlamayı da bu eğitimlerin bir parçası haline getirdim. Çünkü harekete geçmezsek, hayal kurmanın da fikir üretmenin de bir anlamı kalmıyor, değil mi?
Katılımları için Siemens’lilere ve bu program için Sabancı EDU’ya
Berna Baybaş Ayten Koca Merve D. çok teşekkür ederim.










