Geçtiğimiz haftalarda Boğaziçi Üniversitesi’nde liseliler için onları akademik dünyaya hazırlama ve üniversite ortamını deneyimlemeleri için BÜYEM’in düzenlediği yaz okulunda iki dönemde ikişer dersim, daha doğrusu ikişer atölyem vardı.
Kurumsal hayat sonrası kendime yaptığım en farklı ve verimli yatırımlardan biri 320 saat “yaratıcı drama eğitmenliği” kursu görmek oldu. Projemi tamamlayıp Temmuz 2022’de Ankara’da bakanlığın yazılı sınavı sonrası sertifikamı aldım.
Yaratıcı drama, bir eğitim tekniği olarak kullanılmakla birlikte klasik sınıf eğitiminden farklı olarak bilgi “aktarmaz” — öğrenciyi içine çeker, düşündürür, harekete geçirir. Dinlemek yerine; oyun, doğaçlama, yoluyla katılımcının deneyimleri, duyguları ve ifadeleriyle şekillenen bir keşif sürecidir. Bu nedenle doğru-yanlış yoktur; sadece kişinin kendine dair farkındalıkları vardır.
Ben bu açıklamayı program tanıtımında da yapmıştım ama eğitim günü gençlerin pek azı ne yapacağımız konusunda bir beklentiye sahipti. ☺️
Eğitim sistemimizde topluluk önünde bir performans göstermek neredeyse sadece özel günlerle ve az sayıda kişiyle sınırlı, orada da belli bir metne veya koreografiye bağlı. Her ne kadar yaratıcı dramada rol yapmak bir gösteri amacı taşımasa da, katılımcılara bedenlerini ve hayal güçlerini kullanarak bir duyguyu, fikri ifade etmek kolay gelmiyor. Hatta bu açıdan yetişkinlerden büyük farkları yok gibi, maalesef neredeyse ergenlikte “oyun”u ve “oynamayı” bırakıyoruz.
Oysa çoğumuz Tony Robbins’in meşhur ettiği iletişimde 7-38-55 kuralını biliyoruz. Kelimeler sadece %7 ağırlığa sahip, gerisi %38 ses tonu, %55 beden dili.
Isınma teknikleriyle gençlerin buzlarını eritip sonunda hemen herkesi dahil etmeyi başardım sanırım. Ama tam anlamıyla dahil olmayanlar bile konular üzerinde farklı bakış açıları kazandılar.
Zaten konular buna çok müsaitti; bir atölyenin adı “Kendini keşfetme ve özgüven” diğerinin ise “hayalimdeki meslek” idi.
Diyebilirim ki epeyce eğlendik, bazen şaşırdık, bazen düşündük — ama her defasında kendimize dair yeni bir şey öğrendik.
Ben çok keyif aldım ve gençleri biraz daha tanıdım. Özellikle bu modelden bende de iki tane var, benzerlikler çok çarpıcıydı. 😁
Son olarak; özellikle kurumsal eğitimde yaratıcı dramayı “buz kırıcı aktiviteler” gibi bazı tekniklerine indirgemek gibi bir anlayış gözlemliyorum. Oysa bu tarz oyunlar sadece ilk aşamada ısınma (hem bedeni hem aklı konuya ısıtmak) için kullanılır. Asıl deneyimleme canlandırma aşamasında yaşanır, değerlendirmedeki soru-cevap kısmında somutlaşır, duygularımızı anlamlandırır, yeni kavrayışlara varırız. Yani ele alacağınız her bir konu için en az üç saatlik bir atölye planı vardır. Bunun içinde çok az bilgi aktarımı olur, geri kalanı herkesin aktif katıldığı oyunlar, canlandırmalar ve tartışmalardır. Sorularınız varsa buradayım ☺️
Bu güzel programı hazırlayan ve başarıyla yürüten Esra Çon Yılmaz hocam ve değerli ekibi Fatma Toprak ve Fatih Yeşilyurt hocalarıma ve asistanlara da çok teşekkür ederim.








