Çocukluğumda yaz akşamlarının değişmeziydi sitenin üstü açık sineması. Gündüz kamyonet turlar sitede anonsu yapar, ya da kulaktan kulağa yayılır gelen film. Güzel bir filmse heyecanı o zaman sarar, havaya girilir. Akşama koltuğumuzun altında minderler, çocuklar önde büyükler arkada kafilelerle yürünürdü sinemaya.
Geçen hafta Sevgili Cenk Caner‘in küratörlüğünde CVK Hotels’in Bosphorus Terrace’ında film gösterimine davetliydik. Gümüşsuyu’nda öyle bir otel olduğunun bile farkında değildim. Kendimi bildim bileli Alman Konsolosluğu’nun yanında duran o boş bina bilmiyorum ne zaman bu hale geldi, ama müthiş bir kompleks olmuş.
Boğaz’ın manzarasına diyecek yok zaten, her defasında farklı açıdan farklı güzel.
Etkinlikte Cenk’le ortak arkadaş grubumuz da yerini almıştı. Cenk’in tabii sadece film seçmekle kalmadığını, önce ödüllü bir yarışma yapacağını ardından “bir film nasıl izlenir” anlatımının olacağını biliyorduk. Arkadaş grubunda yarışmadaki bahisler beni işaret ediyormuş, ben pek ihtimal vermiyordum, zira Cenk engin sinema kültürü ve espirili tarzıyla şaşırtmaca yapmakta çok mahirdir biliyorum. Ben de boş değilim tabii, bir sinema kulübüm var malum, sinema kültürü açısından ortalamadan iyiyimdir herhalde ama uzmanı olmadığımı biliyorum.
İkramlar ve hoşbeşten sonra yarışma başladı. Önce kolay sonra zor derken, ben hani şaşırtmaca, hani tuzak derken yarışma bitti ve hakikaten ben kazandım. Sorular bence kolaydı ama bilenler arasında da demek en hızlı ben çıktım ki (eşime güzel bir jest fırsatını) yemek davetiyesini kaptım.
Gerek sinema, gerek edebiyat, sanatın her dalı insan olmaktan aldığımız keyifi doruğa çıkaran deneyimler. Kendimizle yüzleşiyoruz, karşımızdakini anlamak için ipuçları yakalıyoruz, topluluk olmanın, duygu alışverişinin daha iyi bir kolaylaştırıcısı yok.
Cenk’in Breakfast at Tiffany’s sonrasında sevimlilik abidesi Audrey Hepburn (Holly Golighty) ve A Takımı’nın karizmatik Albayı George Peppard (Paul Varjak) arasındaki şu diyalog üzerine sorduğu soru, böyle bir soruydu:
Paul Varjak: I love you.
Holly Golightly: So what.
Paul Varjak: So what? So plenty! I love you, you belong to me!
Holly Golightly: [tearfully] No. People don’t belong to people.
Sizce insanlar birbirine ait olabilir mi, olamazlar mı?
Bu eşsiz deneyimi (müzik+boğaz+Cenk Caner’le ödüllü yarışma+film nasıl izlenir+film gösterimi) kaçırmak istemiyorsanız CVK Hotels’in sosyal medya hesaplarına göz atın derim. Temmuz Ağustos boyunca harika ikonik filmler var.
PS: Pantalonum da epey tezahürat topladı. Ama beni asıl sevindiren konu, bu pantalonun en az 10 yıllık falan olması. Hesabı biliyorsunuz; yılda 500gr alınıyormuş bir yaştan sonra. 55 yaşına gün sayan biri için asıl sevinç/övünç kaynağı bu olsa gerek. 🧿











