Foto: Spikeball / Unsplash

Mutlululuğun sırrı

Mihaly Csikszentmihalyi’nin Akış adlı kitabındaki çok çarpıcı bir tespit (aslında hep bildiğimiz ama yeterince düşünmediğimiz) insanlığın kolektif olarak maddi güçlerini geliştirmede inanılmaz bir yol katettiği ama hayat deneyimini iyileştirmek ve mutlu olmak konusunda aynı başarıyı gösteremediği idi. Düşündükçe beni hayrete düşüren ise son birkaç yüzyılda Batı dünyasının dış odaklı motivasyona sahip olmasının maddi bir zenginleşme getirmesi ve tüm dünyada başarının ölçüsünün bu olmasıydı. Yani daha fazla şeye sahip olmanın ve tüketmenin mutlu olmaya yetmediğini hem kadim bilgi, hem de çağın psikologları ve felsefecileri söylerken, doğamıza ters olan bu pratiği sürdürdük.

Motivasyonu dışsal maddi kazanımlarda aradığımızda bu tatmin sağlamıyor. Bir maaş artışının verdiği sevinç çok kısa sürüyor, gözümüz hep yükseklerde. İhtiyaç karşılandıkça açlık büyüyor, tatmin azalıyor.
Ancak hayatta anlamlı bulduğumuz ve bizi akışa sokan uğraşılarda tekrar ettikçe ustalaşıyoruz ve eğer güçlük de paralel artıyorsa bu bizi daha iyi olmaya zorluyor ancak bu çabadan da (acı bile duysak) zevk alıyoruz. Tıpkı bir oyun oynarken olduğu gibi. İster bilgisayar oyunu olsun isterse çocuk oyunları.

Doğu ise hayattaki mutluluk arayışı öğretilerini kendi kendine yaşadı. Kapı kapı gezip bunu yaymaya çalışmasını beklemezdiniz zaten. Sonunda Batılılar oralara gide gele onu da bir meta haline getirip pazarlamaya başladılar. Bence her halükarda o kavramlar insanın akışa girmesi ve huzur bulması için yararlı, mindfulness, meditasyon vb. Kuvvetli bir inanç için de bunu söyleyebilirsiniz, gerçek ve saf bir inançtan bahsediyorum tabii.

Bu konular ilginizi çekiyorsa önce bizim bu kitap hakkındaki düşüncelerimizi dinleyebilir, sonra da kitabı okuyabilirsiniz.

Tartışmaya katılın

Okumaya devam edin