Cümlemizin 1 Mayıs’ı kutlu olsun! 2018’e kadar beyaz yakalı olarak bu bayramı kutluyordum, şimdi ise prekarya mensubu olarak kutluyorum.
Prekaryanın tanımını Mine Kobal Ok’un bugünkü yazısından aktarayım; İngilizce’de güvenilmez, istikrarsız anlamına gelen “precarious” kelimesiyle “proletarya”nın birleşmesinden türemiş.
Geçenlerde malum Insider lincimi yerken, şunu düşündüm ve yazdım da bir anlamda, ama tabii kimseye anlatmam mümkün olmadı. Bir çok insan iş kanununa aykırılıktan bahsetti. Dilerdim ki iş kanunu önce maaşını alamayan işçilerin işini görsün. Zira bence kanunlar özellikle de savunmasızları korumak, gücün kötüye kullanılmamasını sağlamak için varlar. İnsider’da çalışacak, 7/24 çalışması beklenen ama aynı zamanda üstün nitelikli kişiler ise maceracı define avcıları ya da tarihe geçecek dereceler elde etmek isteyen sporcular gibi. Onlar bu başarıyı sıradan şirketlerde, sıradan imkanlarla bulamayacaklarını biliyorlar, onlara bu ortamı sağlayan “gerçekten” “unicorn olmak” gibi hedefleri olan start-up’lara çekiliyorlar mıknatıs gibi. Onlar neyin içine girdiklerini, ödeyecekleri bedeli biliyorlar. Ama karşılığında büyük manevi ve maddi tatmin peşindeler. Evet konu memleket meselesi değil, kansere de çare bulmuyorlar. İnsanların %99’unun böyle “anlamlı” bir işi yok zaten. Aile’cilik oynayan, vatan, millet edebiyatı yapan şirketlere ben de karşıyım, standart maaşlı çalışan bunlarla uyutulamaz.
Ben prekaryalığıma geleyim. Prekarya tamamen yalnız, onun kaç saat çalıştığını soran da yok. Henüz bazı etik kurallar da oturmadı. Bir firma sizden bir eğitim veya bir toplantı yönetimi için bir teklif istiyor. Oturup o firmaya özgü bir plan çalışıyorsunuz, bazen bu çok standart bir istek olabileceği gibi, bazen saatlerinizi alabiliyor. Bir teklif oluşturup gönderiyorsunuz, 100TL. Çoğunlukla dönüp “aldık teklifinizi, teşekkürler, inceleyip size bilgi vereceğiz” demiyorlar.
Bazen hemen bizim bu iş için bütçemiz 75TL, inebilir misiniz? diyorlar. Öncelikle şunu merak ediyorum; bütçenizin 75TL olduğunu neden en başta söylemiyorsunuz, belki 70TL derim de 5TL tasarruf ederim diye mi düşünüyorsunuz? İyi ama zaten siz piyasayı biliyor olmalısınız, ekseriyetle de piyasanın altında oluyor zaten bütçeniz. O 5TL için böyle bir tatsızlıkla başlamaya değer mi? Karşı teklifi kabul etmeyebilirim tabii ama ben teklif verdiysem bu işi yapmak istiyorum demektir, o çelişkiyi ne yapacağız? Kabul etsem o da ayrı bir huzursuzluk, madem altını kabul edecektin niye yukarıdan teklif veriyorsun? Halbuki biz şu işi istiyoruz, bütçemiz şu dersin, ne beni yorarsın ne de tatsız bir başlangıç olur.
Verdiğin iş için bir rayicin ve bütçen yok, teklif mi topluyorsun? O zaman da diyelim benimle çalışmak istiyorsun, lisanı münasiple sizinle çalışmak istiyoruz ama %10 yukarıda kalıyorsunuz dersin. Onu kabul edersem de direkt çalışmaya başlarız. Yok öyle de olmuyor, sonra yine sessizlik.
Siz ne diyorsunuz, bu duruma kıymetli müşteriler? Bir etik standart görebilecek miyiz bir vadede?





