Prof.Dr.Türker Kılıç Hoca bilimin nasıl değiştiğini anlatırken genom projesinin başındaki varsayıma dikkat çekiyor. Madem insan türü en zeki ve gelişmiş canlıdır öyleyse sahip olduğu gen sayısı çok fazla olmalıdır deniyormuş. Bugün biliyoruz ki insan genomu 20bin civarında gene sahip, muzda ise 36bin gen var. Anlaşıldı ki önemli olan genler arası bağlantısallık.
Yaşamdaşlık konusunda da her şeyin insan için olduğunu sanmamızı yaprağın ormanın kendisi için olduğunu sanmasına benzetiyor. Nasıl ki yaprak orman için varsa, insan da yaşamın bir parçası sadece.
Biz bu sahip olma kaygısından kurtulup yaşamın bir parçası olduğumuzu anladığımızda, yaşamın, canlılığın devamını gözetme, fayda sunma en anlamlı eylem haline geliyor. Hep demez miyiz, her canlının bir fonksiyonu var; solucan bile toprağı havalandırıyor diye. Yaşamdaşlık ve bağlantısallık en basit ifadeyle bu.
Bu resimlerde de doğada bir sebeple öksüz kalmış canlıların başka anneler tarafından bakımının üstlenildiğini görüyoruz.
Bir boxer ve bir yavru keçi, bir kedi ve bir yavru sincap, bir tavuskuşu ve bir yavru kaz, bir pointer ve bir yavru baykuş, bir spaniel ve bir kuzu, bir köpek ve bir yavru maymun ve son olarak bir köpek ve bir yavru kanguru. Bu yavru kangurunun annesi bir trafik kazasında can vermiş ve bu köpek yol kenarında yatan annenin kesesinde 4 aylık bu yavrunun olduğunu farkedip, oradan çıkarıp sahibine getirmiş.
Yaşamın nazarında insanın, bir solucandan, bir yapraktan veya kangurudan farkı yok. Sözü Yunus Emre’ye de bırakabiliriz: “Yaradılanı severim, Yaradan’dan ötürü”
Resimler: https://www.thedodo.com/inspiring-animal-families-958705512.html












