Yılın en beklediğim etkinliği TÜAD’ın Zirvesi. İlk göz ağrım araştırma, küçük bir camiadır ama kalibresi yüksektir. Araştırmacılar veri ve iç görü konuşur ki pazarlamanın da özü odur. O nedenle hem eski arkadaşları görmek hem de oldukça uluslararası nitelikteki güncel konuların ele alındığı bu konferansı merakla beklerim.
Bu yılki tema “Akıl ve İçgüdü” idi. İçgüdü ve Akıl daha doğru bir sıralama olurdu, her ne kadar elimiz elvermese de. Bu arada el de sanki kalbin üzerinde değil de biraz daha aşağıda olmalıydı.
Sidar Başkan her sene olduğu gibi araştırma sektörünün de bir değerlendirmesini yaptı. Maalesef yeni bir şey yok, krizde ilk feda edilen kalemlerden nasibini almış yine. Görmesi gereken itibarın, ilginin üçte biri gibi bir seviyede istikrarını koruyor araştırma, reklamverene akıl ihsan eylesin mevlam.
İki birbirinden önemli inisiyatiften bahsetti; TÜAD bünyesinde yapay zeka komisyonunun kurulması ve Genç TÜAD; YK’nın gölgesi olacak, gençlerin fikrilerini, ruhunu sektöre aşılayacak bir proje.
Pladis’in eBrandValue ile seansında Çokoprenses, İstanbul Çikolatası, Çokomel (kedi kampanyası) gibi born digital kampanya örneklerinden bahsedildi. Sundukları sosyal medya ve diğer dijital kanallardan toplanan verilerle hesaplanan brand equity’den anlık olarak satış projeksiyonu yaptıklarını söylemeleri etkileyiciydi.
NielsenIQ’nun oturumunda en tüyler ürpertici öngörü satın alma kararını yapay zekaya bıraktığımız zamanlara gelmemizdi. Yani markaların artık tüketiciyi değil LLM’i ikna etmesi gerektiği bir dünya bir pazarlamacı distopyası olur herhalde. Ama bir yandan da test edilen reklamların üçte birinin tüketici iç görüsünden mahrum olduğu tespitini yaptılar. İşte bütün düğmelere basmamız gerekiyor hala; bir yandan tüketici içgörüsü kollama, yapay zeka zokası hazırlama.
Alp Akiş üzerimize boca edilen kötülük felaket haberlerinin en önemli etkisinin toplumda apati’ye, kayıtsızlığa yol açması olduğunu söyledi ve Aposto’da insanlara nasıl aydınlatan, yol gösterici içerikler ürettiklerinden bahsetti.
Emre Alkin Hoca ekonomi yönetimine mesajını TÜAD sahnesinden de verdi, “halka rağmen halka hizmet olmaz” dedi ve halkın enflasyonun düşmesini beklemediğini gösterdi. Enflasyonu düşürmenin yolunun bu beklentiyi düzeltmekten geçtiği ve o beklentiye yol açan her ne varsa, ülkenin derdi olduğu çok açık.
Nihan Şahan Eren çok iyi bir hikaye anlatıcı. Tarkanizm’i bir marka rehberi olarak tasvir etti. Ben kendi kelimelerimle ifade edersem saydığı 5 prensibi; Müşteriyi gördüğünü ona hissettir, müşterini marka elçin haline getir, markan etrafında bir ritüel yarat, markanla nostaljiyi yaşat, müşterini ve onun nesilleriyle birlikte kazan. Hem eğlenceli, hem de düşündürücü bir sunumdu.
Sevgili İhsan Özçıtak ve Mehmet Sindel ise popüler kültür üzerine güzel bir söyleşi gerçekleştirdiler. Benim çıkarımım; içinde bulunduğumuz empati eksikliği, iletişimsizlik, kimlikler üzerinden ayrışmayı getirdi, o ayrışma da sadece güç odaklarına yaradı. Bu ayrışmaya son verip adaleti hakim kıldığımızda bu eşkiya düzeni de son bulmuş olacak. Hep söylediğimiz farklılıkların değli ortaklıkların izini sürmek ve sorumluluk almak bireysel olarak yapabileceğimiz en iyi şey.
Verimli ve neşeli bir zaman geçirdik araştırmaya gönül verenlerle, darısı sıradaki zirvelere, emeği geçenlere çok teşekkürler Ebru Edgü Malkoç, Mine İşeri, Aylin Turhan









