DER-YA; Değer Yaratmanın Topluluğu

Benim hikayem

Kurumsal hayattan ayrılmaya karar verdiğimde ne yapmak istediğimi biliyordum ve bu hiç değişmedi: İnsanların ve şirketlerin değer yaratma usulünü değiştirmek.

Neydi değişmesi gerektiğini düşündüğüm usül veya ruh hali? Kendi içine dönük, ben-merkezcil, sorgulamayan, merak etmeyen, alışkanlıklarına/statükoya sıkı sıkıya sarılmış, yeniliğe açık olmayan, bir adım atmak için 40 kere düşünen, karamsar ve eleştirel birey ve kurumlar.

Hedefim belliydi ama nasıl yapacağım konusunda epey savruldum.

Önce danışmanlıkla başladım. İşin o kısmı çoğu kez kendini gerçekleştiren kehanete dönüştü. Yani değişmeleri gerektiğine inanmayan kişilere değişmeleri gerektiğini söylemek çok işe yaramadı. Sonra yazılar yazmaya başladım, ağırlıkla Linkedin’de. Ardından podcaste başladım. Yavaş yavaş sözlerim insanlarda yankı bulmaya başladı ama hala eksik bir şeyler vardı. Ben aynı zihniyetteki insanların bir araya gelmesini ve birbirinden güç almasını istiyordum. Önce bir söyleşi düzenledim ve duyurdum, geçen yıl 17 Mart’ta yapılacaktı, tabii sonra iptal etmek durumunda kaldım.

Pandemide yazılarımı ve podcasti düzenli bir hale getirdim. Sonra bu yılın başında kitap kulübü fikrini hayata geçirdim, her ay 20-25 kişi ile buluşmaya ve bir kitap çerçevesinde konuşmaya başladık. Birbirlerini daha önce hiç görmemiş insanların bir saat süre içinde ilk dakikalardan itibaren nasıl samimi paylaşımlarda bulunduklarını, kitabın mesajlarının çağrışımlarından özel deneyimlerini paylaştıklarını, nasıl hemen bağ kurduklarını gördüm. Hepsi de kitabı okumanın çok ötesinde bir kazanım elde ettiklerini, bir sonraki buluşmayı iple çektiklerini ifade ettiler.
Aslında bu deneyim de çok tanıdıktı.  2019 yazında fiziksel ortamda başlayıp pandemi gölgesinde online’da biten 5 kurdan oluşan 300 saatlik yaratıcı drama eğitmenliği/liderliği kursunda da benzer bir deneyim yaşamıştım.  Orada da her kurda değişen kişilerle heyecanımızda, duygu ve düşünce alışverişimizde hiçbir eksilme yoktu.

İş hayatında başarının yolunun insanları daha iyi anlayarak sıkıntılarına çözümler üretmekten geçtiğinden konuşuyoruz. Dijital teknolojinin eksik kaldığı nokta burası, o yüzden bir sosyal teknolojiden bahsediyor Amerikalı iş yönetimi profesörü Jeanne Liedtka. Tasarım Odaklı Düşünmeyi (yine kendisinin sözleriyle)

farklı paydaşları tarafı oldukları bir problemin içine çekerek, tek tek hayal edebileceklerinin ve yapabileceklerinin çok ötesinde ve üstün bir çözüm ortaya çıkarmaları için uygun ortamda bir araya getirmek ve diyaloğu yönetmek

olarak tanımlıyor.

Aslında kendi amacımı gerçekleştirmenin daha iyi bir yolu olmadığını anladım, fark ettim ki bütün çabam bunaydı zaten; bir topluluk oluşturmak.

1 2 3 4