Z’lerle teşrik-i mesai

Sevgili Serkan Eris‘le yazları Urla’da buluşup hasret gideriyoruz (fotoğraflar son iki yıldan). Biraz eski günlerden, biraz da çalışma hayatının nasıl değiştiğinden konuşuyoruz.

Onunla 30 seneye dayanan bir dostluğumuz var. Romanya’da ilk yurtdışı çalışma deneyimini beraber yaşadık. O yıllarda yurtdışında çalışmak sanırım biraz riskli görülüyordu şirketin Türkiye operasyonunun yöneticileri için. O nedenle de üst kadro oldukça deneyimli emeklilik çağındaki yöneticilerden oluşuyordu. Yardımcılıklarını ise ilk yöneticilik deneyimini yaşayan 20’lerinin sonunda, 30’larının başında gençler olarak bizler üstlenmiştik. Bu nesil farkının etkisiyle yönetim anlayışımız da farklıydı. Üstler daha temkinli, ağır ve kuralcı, gençler ise daha tez canlı ve çevik olmaya yatkındı. Bu hal ve tavrımızın pek de makbul görülmediğinin bilinciyle kendimize “deputy çetesi” adını vermiştik, pazarlama, satış ve finanstaki Türk müdür yardımcıları olarak. Yanlış anlaşılmasın kanunsuz işlere bulaşmıyorduk sadece protest takılıyorduk. ☺️

Serkan günümüzde iş hayatında Z’lerle diyaloglarından örnekler verirken hatırladım:

Kariyerimizin nispeten başında, kendimizi ispatlamak istiyorduk. Kendi ekiplerimizi işe alırken farkına vardık ki, piyasaya yeni giren yabancı bir işveren olarak çalışanlarımızın bizden beklentileri biraz daha yüksekti, özellikle giriş seviyesindeki maaşlar bize de düşük görünüyordu. Nasıl gelişti hatırlamıyorum ama memnun olduğumuz personeli kaybetmemek için kendi maaşımızdan birkaç yüz doları aylık olarak bir-iki çalışanımıza verme kararı almıştık, kafa kafaya verip, bir sene kadar da uygulamıştık. Bunu İstanbul’daki yöneticimize bir sohbet esnasında söylediğimizde onların yaşadığı şoku şimdi çok iyi anlıyorum. Bunu da bir övünme meselesi yapmamıştık, hani bir teşekkür beklemiyorduk sadece bir haksızlığı giderdiğimizi düşünüyorduk safça. Tüylerim diken diken oluyor hatırladıkça. Çete benzetmesini buradan da okuyun yani. Söyleyecek söz bulamıyorum, bu gayrı profesyonellik hakkında…

Lafı şuna getireceğim; o zamanın genç yöneticileri olarak epey özverili çalıştık, sadece para değil, işle yatıp, işle kalktık, hafta sonu, bayram-seyran demeden koşturduk. Ama çok şükür terfiyle, maddi kazançlarla bunların karşılığını yıllar içinde aldık, bunun da farkındaydık. Şimdi Z’leri böyle özverili olmamakla, katı bir iş-özel hayat çizgisini korumakla eleştirdiğimiz oluyor ama şunu da teslim etmeliyiz: Onlar bizim sahip olduğumuz imkanlara kolay kolay sahip olamayacaklar, o maddi birikimleri yapamayacaklar. Bizim yetiştiğimiz çalışma hayatı ve kariyer değişiyor, eski kabullerle bu gençleri anlayamayacağız.

Bugün hala çok küçük bir kesim kendini paralayarak maddi imkanlara kavuşabilir, geçenlerde bir yöneticinin yıllar evvel verdiği röportajı olay olmuştu. “Gerçek” potansiyel bir unicorn’da çalışıyorsanız, bunun kabul edilebilir olduğunu söylemiştim. Ama tabii bu genellenemez, istemeyen zorlanamaz. Hele maaşından elemanına cep harçlığı veren çıkar mı bilmiyorum 🤦🏻‍♂️

Bunu paylaşın
Tartışmaya katılın