Pazarlamanın renkleri

Çarşamba günü Colors of Marketing’in ikinci gününe katıldım, sevgili Handan Dallı ve Emre Alettin KESKİN’nin davetiyle.

18.yy’da İngiltere’de ortaya çıkan kahvehanelerde insanlar bir penny’e kahve alıp içerideki sohbete ve yayınlara erişebiliyorlarmış. Buralar her kesimden, yazar, sanatçı, esnaf gibi müdavimlerin, bir nevi “üniversitesi” haline gelmiş, toplumsal hayata büyük bir dinamizm ve renk katmış. COM’da bu kültürden esinlenmiş.

Öncelikle (yaratılmak istenen fırsat eşitliğini vurgularcasına) bilet fiyatları böyle kapsamlı ve nitelikli bir etkinlik için oldukça uygundu. Program da ilham aldığı konsepte uygun bir çeşitliliği yansıtıyordu. Pazarlama konferanslarında sponsorların ve bazı sanatçıların (genellikle de müzik veya sinema dünyasından) programın ağırlık merkezini oluşturduğunu görmeye alışığız. Burada ise örneğin dizilerin ve gastronominin önemli birer kültür elçileri olmaları nedeniyle bir dizi yönetmeni ve bir ünlü şefin olması iyi ve anlamlı seçimlerdi. Pazarlama tarafında da katılımcılar alanının önde gelen isimlerini bir arada görme şansı elde ettiler.

Küratör Hüseyin Sayın, Anadolu’dan bir çok üniversiteden gençlerin ücretsiz hatta yol masrafı desteği ile katıldıklarından bahsetti. Bunun onlar için ne kadar değerli bir fırsat olduğunu tahmin edebiliyorum. Beni en mutlu eden şeylerden biri de gün boyunca aralarda ayrı ayrı birçok gencin yanıma gelip benimle sohbet etmek istemesi oldu.

Açıkçası konuşulan tüm konulara aşinaydım, bu benim gibi yoğun içerik tüketmeye ve paylaşmaya çalışan birisi için normal ama en çok Somer Şef’in söyledikleri beni düşündürdü.

Biliyorsunuz Türkiye’nin pazarlamada değer yaratma fırsatları hakkında oldukça ilgiliyim. Şüphesiz en büyük gelecek vaad eden sektörlerden biri gastronomi. Türkiye’nin muazzam bir çeşitliliği ve geçmişi var. Tarımın doğduğu toprakların bir kısmının üstündeyiz. Ancak Somer Şef’in şu gözlemi konumumuzu çok iyi vurguluyor. Bir Batı başkentinde işten çıkan insanlar bugün Çin mi yiyelim, Tai mı veya Fransız mı yesek İtalyan mı diyorlar ama Türk mü yiyelim demiyorlar. Ne zaman bunu diyecekler o zaman bir uluslararası değer olduğumuzu anlayacağız.

Bir garabet de yurtdışında Türk mutfağı sunanların bazılarının “Mediterranean restaurant” demeleri ki Somer Şef diyor ki böyle bir mutfak yok. Bu da bir konumlama eksikliği veya sorunu.

Kendisinden bir vurucu tespit daha; Tarım düzelmeli önce, ürün (malzeme) iyileşmeli ve yemek Türk mutfak ekipmanları ile yapılmalı. Modern restoran mutfaklarında örneğin saç ekmeği yapacak yer yok. Sözün özü bu işleri yapanlar markalaşmaya inanmıyor veya markalaşmayı anlamıyor.

Daha 40 fırın ekmek yememiz lazım yani. 😏

Bu güzel etkinlik umarım her yıl büyüyerek devam eder, herkesin (özellikle de görev yapan gençlerin) akıllarına sağlık!

Bunu paylaşın
Tartışmaya katılın

Okumaya devam edin